Bumerang - Yazarkafe

 merhaba sevgili busehir okuyanları filan filanları. 4. seneye yaklaştığımız bu saatlerde, belki de dakikalarda bir karar almış bulunmanın hem hüznünü hem de mutluluğunu yaşıyorum. 

yoluma başka bir blogla devam etme kararı almış bulunmaktayım. biraz gitmeden eleştiri yapsam bence birkaç bin insandan birkaçına yararı olur. öncelikle gerçekten güzel insanlarla tanıştığımı, hayatımda çok ayrı yerleri olduğunu söylemeden sanırım bu paragrafı kapatamam. sonrasında ise eleştirel boyuttaki insanlara birkaç sözüm var. blogunuzun amacını belirleyin, burası bir blog sitesi ve sadece seks, kahve fotoğrafları, film replikleri paylaşılabilecek bir yer değil. 

böyle insanlar olduğu için ve kimliğim biraz da ortaya çıktığı için kapatma kararı almış bulunuyorum. yeni bir bloga ulaşabilir misiniz bilmiyorum ama anlamlı insanlar bir şekilde bulacaktır beni. 

şimdilik esen kalın, ha bir de yemek fotoğrafları koymayın oğlum. öğrenciyiz lan yumurta makarna arası gidip gelen adamlarız. 

sevgilerle, özgün erbulan. 

tam uzun uzun şeyler yazmaya başlayacaktım ki, keyfim kaçtı. 

Pazar, Eylül 14, 2014
Anonim:
istiklalde

doğrudur. Ee nolmuş? 

Cumartesi, Eylül 13, 2014

Kanat Güner - Öküz (şubat 98)

Hiç masum olmadık!

Biz kötü çocuklar, yani uyuşturucu kullanan çevrenizde ve çocuklarınızın yanında görmek istemediğiniz; sorunlu çocuklar hakkında açıklamalar yapmak zorundayım galiba, çünkü hala can sıkıcı sorular soruyorsunuz. 
Şimdi efendim, biz bir zamanlar çocuktuk sizin çocuklarınıza benziyorduk. Tabi ki aynı değil, sizin çocuklarınız muhakkak ki masum çocuklardır. Tabi ki biz o zaman da masum değildik. O zamandan belliydi, bizim ne olacağımız şeytan gibi veletlerdik. 
Bir kere sizin de tahmin ettiğiniz gibi hepimiz aynı sınıftaydık, homo sapiens olduğumuzu sanmanız için bizde okula gidiyor gibi görünüyorduk. Ama çok farklıydık, bir kere istiklal marşı yerine the wall çalıyorduk, teneffüsler de derse giriyorduk, derslerde teneffüse çıkıyorduk, tuvalette sigara içiyor, uhu kokluyor, evdeki minyatür içki şişelerini boşaltıyorduk. 
Karıncalarımızın bile kafası o kadar iyiydi ki, işin kolayını bulmuş yuvalarına kul küf ve köpük taşıyor, ağustos böcekleri ise kokain çekiyordu. 
Bizde hayvanlarla oynuyorduk. Köpeklere punk tıraşı yapıyor, balıkları kalsiyum sindoz bardaklarına atıyor sineklere kanatları olmadan havada kalma dersleri veriyorduk. Hiç akineton içmiş kedi gördünüz mü? Biz yapardık, miyavlamayı bile unuturlardı. 
Evcilik oynardık ama daha çok sokakçılık denebilirdi. 

Hadi oyun oynayalım sen anne ol ben baba. 
Olmaz, sen torbacı ol ben narkotik. 
Peki, hadi şimdi sen beni imzalıya getir. 

Oyuncaklarımız vardı; tahta uçlu enjektörler, oyuncak çakmaklar, plastik kasıklar eroin yerine de morfin bulamadığımız için sadece asit anhidirit kullanırdık. Erken yatmazdık, süt içmezdik, kutu kutu bebe aspirini çakardık. Konuşmaya da yürümeye de çok erken başladık ve ne sustuk ne de durduk. Torbacı peşinde koşmaktan yaşlanmaya bile fırsatımız olmadı. 

O zaman da polisten korkmazdık 
Şimdi yeni nesile bakıyorum da biz nerde onlar nerde ve nerde bizim zamanımızdaki mallar. Biz işimizi biliyorduk, hacı hüsrev ekolüne mensuptuk, uyanıktık. Şimdiki keşler ve cankiler çok cibilliyetsizler, dikkatsizler, işin bokunu çıkarıyorlar. Sırası gelmişken onlara da bir iki çift laf edeyim bari. 

Şu aralar Türkiye’de canki olacağına sığır çobanı ol. Eroine verecek parayı body buildinge, aerobiğe, stepe ver. Doğrudan git bölücü örgüte; ya katıl ya diğerleriyle chat ilan et. 

Sabahları portakal suyu içip koşuya çık. Eroine yakalanırsan esrar sandığını söyle, esrarla yakalanırsan kına ayaklarına yat. Limon tuzu bulunursa hamile olduğunu iddia et. 

Damarlarına dikkat et. İş başında yakalanırsan sus ve itaat et. Krize girdiğinde çevreni tahatsız et. Susma sustukça dışlanacaksın. Bir başka cankiye veya bir takım medyaya güvenme okumayı bırakma. 

Canki bir kız varmış, sağlıklı bir çocukla arkadaş olmuş, onunla hem yatmış hem de kendi iğnesiyle iğne yapmış, kız hepatitmiş çocuğa bulaştırmış, sonra çocuğun ablası çöpü karıştırırken kızın iğnesi eline batmış, abla da hepatit olmuş vs. vs. gibi hikayeler uydurup milletin kafasını karıştırma. 

Joint bulamazsan da tütün sar yeteneklerin körelmesin. 
Arkadaşlarından çalma. Overdoze’a girme. Polise yakalanma, yakalanırsan da ser ver sır verme. Devletten hayır bekleme. Tıptan hiçbirşey bekleme. 

Ölmemizi beklediklerini unutma. İstediğim zaman bırakırım deme, bırakabilirsen bırak. Bizde senin gibiydik sende bizim gibi olacaksın. Vaktin varken aşık ol. Rock barlara gitme. Bizim yüzümüzden bar sahiplerinin başı derde giriyormuş… ocakbaşına git. 

Reha muhtar programına çıkmai tedaviye yardım edeceklerini söyleyip karnını bile doyurmuyorlar. Ne kadar temiz olursan ol. Cankisin sen. Canki kalacaksın, debelenme. Sağlıklı insanlarla konuşma, sadece acıma duygularını uyandırırsın, düşünüp kaygı duymalarını bekleme. 

Radial arterinden (ön kolun iç yanındaki damar)iğne yapma şişiyor. Altın vuruş yapacaksan kimseye zarar vermeden bir otel odasında karşıla ölümü…

Kanat GÜNER

Anonim:
seni gördüm.

nerede?

Perşembe, Eylül 4, 2014
Çarşamba, Eylül 3, 2014
"Çok özlemişiz de, eşekliğimizden susup kalmışız."
Salı, Ağustos 26, 2014
Çarşamba, Ağustos 20, 2014
Anonim:
Bu sıralar hangi şehirdesin? Ankara'da mı?

Evet dostum.

Boyle de güzel sevgilim var. #camus #albertcamus #pattismith #zekimuren

Boyle de güzel sevgilim var. #camus #albertcamus #pattismith #zekimuren

Pazartesi, Ağustos 18, 2014

SİSLER BULVARI

elinin arkasında güneş duruyordu
aylardan kasımdı üşüyorduk
ağacın biri bulvarda ölüyordu
şehrin camları kaygısız gülüyordu
her köşe başında öpüşüyorduk

sisler bulvarı’na akşam çökmüştü
omuzlarımıza çoktan çökmüştü
kesik birer kol gibi yalnızdık
dağlarda ateşler yanmıyordu
deniz fenerleri sönmüştü
birbirimizin gözlerini arıyorduk

sisler bulvarı’nda seni kaybettim
sokak lambaları öksürüyordu
yukarıda bulutlar yürüyordu
terkedilmiş bir çocuk gibiydim
dokunsanız ağlayacaktım
yenikapı’da bir tren vardı

sisler bulvarı’nda öleceğim
sol kasığımdan vuracaklar
bulvar durağında düşeceğim
gözlüklerim kırılacaklar
sen rüyasını göreceksin
çığlık çığlığa uyanacaksın
sabah kapını çalacaklar
elinden tutup getirecekler
beni görünce taş kesileceksin
ağlamayacaksın! ağlamayacaksın!

sisler bulvarı’ndan geçtim sırılsıklamdı
ıslak kaldırımlar parlıyordu
durup dururken gözlerim dalıyordu
bir bardak şarabda kayboluyordum
gece bekçilerine saati soruyordum
evime gitmekten korkuyordum
sisler boğazıma sarılmışlardı

bir gemi beni afrika’ya götürecek
ismi bilmiyorum ne olacak
kazablanka’da bir gün kalacağım
sisler bulvarını hatırlayacağım
kırmızı melek şarkısından bir satır
lodos’tan bir satır yağmur’dan iki
senin kirpiklerinden bir satır
simsiyah bir satır hatırlayacağım
seni hatırlatanın çenesini kıracağım
limanda vapur uğuldayacak

sisler bulvarı bir gece haykırmıştı
ağaçları yatıyordu yoksuldu
bütün yaprakları sararmıştı
bütün bir sonbahar ağlamıştı
ağlayan sanki istanbul’du
öl desen belki ölecektim
içimde biber gibi bir kahır
bütün şiirlerimi yakacaktım
yalnızlık bana dokunuyordu

eğer sisler bulvarı olmasa
eğer bu şehirde bu bulvar olmasa
sabah ezanında yağmur yağmasa
şüphesiz bir delilik yapardım
hiç kimse beni anlayamazdı
on beş sene hüküm giyerdim
dördüncü yılında kaçardım
belki kaçarken vururlardı

sisler bulvarı’ndan geçmediğim gün
sisler bulvarı öksüz ben öksüzüm
yağmurun altında yalnızım
ağzım elim yüzüm ıslanıyor
tren düdükleri iç içe giriyorlar
aklımı fikrimi çeliyorlar
aksaray’da ışıklar yanıyor
sisler bulvarı ayaklanıyor
artık kalbimi susturamıyorum

I

Betonun hüznünden doğdum
suyun isyanından
güneşin kırılganlığına dokunup
geliyorum.

Sana söz yakışır, ağzını hazırla.

Kırık bir şehir hikâyesinden doğdum,
kırk meseleden
bardaklar ve demli çaylara dokunup
geliyorum.

Sana söz yakışır, elma de.

Aslı ve Astar’ı olmayan bir hikâyeden doğdum,
karşı’lar ve balkonlardan
korna seslerine karışıp
geliyorum.

Sana söz yakışır, ağzını hazırla.

O eski hikâye bitti,
şaşkınlığımdan doğdum
denize düştüm
kuruyup geliyorum.

II

Aslında
hazin bir öyküdür bu
anlatmaya yakışmaz sesiniz
yanımdaki bütün sandalyeler boş,
alabilirsiniz.

Oturunuz.

…bolerokuşlarlaleliihvan
birden, gaseyan…gaseyan…gaseyan.

…sonra sarışın kadınlar esmer olup
balkonlara çıktılar
ben terk ettim beyaz çerçeveli bir fotoğrafı
ve dönmedim bir daha.

Resmim,
zayıf yüzlü, gülümsemeye yakın neredeyse
hastane penceresine dayalı
ahşap ve toz kokan bir gecede çekilmişti.

Gaseyan…
yıllar sonra kente çıktım
örümcek ağlarının, paslanmış kapıların ardından
kente çıktım,
yıllardır sallanan bir sandalyenin ardından
tozlar içinden,
uzaklara ve karalara yazıldığım mektuplardan
beyaz çerçeveli bir fotoğraftan,

gaseyan.

Burkuldum ve ağladım
kırmızı bir danstı her şey, oynadım.
tenim ve ellerim yoktu
kimse görmedi.

Kimse görmedi, saçlarım uzamadı yıllardır.

"Mercy Mercy" by Don Covay

jindywahr:

Have mercy, baby…

Çarşamba, Ağustos 13, 2014
"Heart Of Gold" by Neil Young

I’ve been to Hollywood
I’ve been to Redwood
I crossed the ocean for a heart of gold.
I’ve been in my mind,
It’s such a fine line
That keeps me searching for a heart of gold.

 
Sonraki sayfa