Bumerang - Yazarkafe

Vicdan, her insana eşit mi dağıtılmıştır?

Bir içki şişesine mi gömülmek daha kolaydır, yoksa bir kadın bedenine mi?

Unutmak aslında insanın kendisine ihanet etmesi değil mi? Peki unutamamak hayata ihanet değil mi?

Upuzun bir intihar gibi yasamak mı, ansızın çekip gitmek mi, hangisi daha çok cesaret istiyor?

"Bugün orada da cumartesi mi, sen de beni benim kadar özledin mi?" insan diyorum, kimi zaman kendisinin olmayan soruları da sevemez mi?

Neşet Ertaş’ı dinlemeyen, Neşet Ertaş’ı sevmeyen biri, sahiden de rakı içtiğini iddia edebilir mi?

Bir kadınla sevişmeyi sevmek için onu da sevmek gerekmez mi? Âşık olmak demiyorum, onu da sevmek gerekmez mi?

Birilerinin başına bomba yağıyorken, gülmeye devam edebilmek! “İnsan birileri ölürken gülebilen insandır”, insanın yeni tanımı bu olabilir mi?

Kocaeli’ni kazanan var mı gençler?

Pazartesi, Temmuz 21, 2014

Gün Filanı

busehir:

Biranı eline almış, uzun zamandır neredeyse her şeyi paylaştığın adamlar yanında sohbet çerez olmuş, yudumluyorsun biranı. Her şey o an güzel geliyor sana -doğal olarak-. O an kalsın istiyorsun, o an önemli.

Arada tuvalete gidiyorsun. Kusmak geliyor içinden, içince kusmanın ne olduğunu öğrenmek…

Kalk Gidelim Defteri

busehir:

gökyüzü ve
yeryüzü ortasında

bütün renkler kirletilmiş

yarı aydın bir güne
iner sevişim

sevişimin önsözü
şen aile kasabı

filmin adı:emanuel
kız-oğlan-kız
çıkmadı

pavyona düştü aslı
meyhane bir kerem
ver az rakı

haydi birazcık daha
mutlu’ymuşuz umutlu’ymuşuz
gibi yapalım

Met-Üst
(sf:57)

Pazar, Temmuz 20, 2014
Pazartesi, Temmuz 14, 2014

william s. burroughs - nasihat

İnsanlar hep sorar bana, gençlere verebileceğim nasihat var mı diye.
Eh.. hem gençlere hem de yaşlılara bir kaç tembihte bulunabilirim:
Asla kız-erkek arasındaki kavgaya karışma.
Para istemediklerini söyleyen fahişelerden uzak dur. Kahrolasıcalar istemiyorlar. Demek istedikleri, DAHA ÇOK PARA istedikleri, çok daha fazla.
Eğer dinci bir orospu çocuğuyla iş ortaklığı kuracaksan, bunu yazılı olarak yap. Seninle anlaşırken seni nasıl becereceğine dair öğüt veren efendisinin sözünü dinlediği sürece, Sözleri bir bok kadar değerli değil.
Aptalca hatalardan uzak dur. İstediği kadar kulağa hoş gelsin, işi berbat ettiğin an, durum felakete dönüşür.

Akıl hastalarına sevgi gösterme. Onlara kibarca, ‘Bu saçmalığı dinlemek için para kazanmıyorum. Sen uçsuz bir akılsızsın.’

Şimdi, biraz daha derine inersek, bazılarınız şeytanla pazarlığa oturacaksınız. Her ruh, rahibe teslim edilmek üzere kurtarılmaya değerdir, fakat her ruh satın almaya değmez. Yani teklifi aslında bir iltifat olarak alabilirsiniz. İlk başta kolay olanlara hücum ederler, bilirsin, para gibi, mevcut olan tüm paraya. Ama kim mezarlıkta en zengin olmak ister ki? Harcayacak çok fazla yeriniz kalmadı değil mi moruklar? Bunu başarabilmek için çok yaşlandınız. Birşeyler mi unuttunuz moruklar? Birşeyleri hissedebilmen için burada olman gerekir. 18 yaşında olman gerek. 18 değil 78 yaşındasın. Yaşlı salak ruhunu belden bağlamalı vibratör için sattı.
Şerefli bir pazarlığa ne dersiniz? ‘Her zaman bir doktor olmak isterdin. Top sende. Neden, mükemmel bir iyileştirici olup insanlığa faydan olurdu . Bunda yanlış olan nedir?’ Sadece herşey. Ruh gibi kaliteli ürünü değiş tokuş eden şerefli bir pazarlık yoktur. Sadece zaman ve para gibi nicel ürünler vardır. O yüzden, bas git Satan, ve beni göründüğümden daha budala sanma. Yaşlı bir junk satıcısının dediği gibi, ‘Yerden kimin parasını aldığına bak.’

Uzaktaki Kadın’a ve Tüm Uzakta Kalanlara

 Seni yıllardır görmemiş gibi hissediyorum. En son moda sahili’nde oturduğumuzdan bu yana yüzyıllar geçmiş, birinci dünya savaşı bitmiş gibi hissediyorum. Savaştan kalan esirlerlerle ilgilenirken birbirlerine aşık olmuş savaşçı ama yalnız insanlar gibi hissediyorum. 

-sahi, en son ne zaman öptüm seni? 

 korkuyorsun biliyorum. herkes bir şeylerden korkmuş durumda. Ben de ara ara korkuyorum; senden, benden, ondan vs. Aşmak için sarılmamız mı gerekir yoksa yenilgiyi kabullenip atlamak mı? 

atlarsan, tutarım. 

 ama ne atlayabiliyoruz ne de sarılabiliyoruz. buluşacağımız zamana kadar asırlar var. ve ben seni bu kadar özlemiş, bu kadar hayalperest olmuşken bir savaş daha görmek istemiyorum. korkalım, titreyelim, korktuğum zaman çekinen biri değilim hiç, sen de değilsin. korkmamamız için bir sebep yok. 

-Hadi sarıl bana, mesafeleri geçmenin en hızlı yolu bu. 

http://www.youtube.com/watch?v=RiE1KUS-pAM#t=76

Pazar, Temmuz 13, 2014

Benim Adım / Richard Brautigan

Sanırım kim olduğumu merak edip duruyorsun, ama sürekli bir adı olmayanlardanım. Adım sana bağlı. Aklından ne geçerse bana öyle seslen. Çok eskiden olmuş bir şey düşünüyorsan; diyelim biri sana bir soru sordu, sen de yanıtını bilmiyordun. 
Benim adım bu.
Belki de bardaktan boşanır gibi yağmur yağıyor. 
Benim adım bu.
Ya da biri senden bir şey yapmanı istedi. İstedğini yaptın. Gelgelelim yaptığının yanlış bir şey olduğunu söylediler-“bağışla bir yanlışlık oldu,”- ve başka bir şey yapmak zorunda kaldın.
Benim adım bu.
Belki de çocukken oynadığın bir oyun ya da yaşlanıp pencerenin yanındaki sandalyende otururken durup dururken anımsadığın bir şey. 
Benim adım bu.
Ya da bir yerlere yürüdün her yan çiçek doluydu. 
Benim adım bu.
Belki de bir ırmağa bakakaldın. Yanında seni seven biri vardı. Sana dokundu dokunacak. Daha dokunmadan bunu duyumsadın, anladın dokunacağını. Sonra dokunuverdi.
Benim adım bu.
Ya da çok uzaklardan birinin seslendiğini duydun. Sesi neredeyse bir yankıydı. 
Benim adım bu. 
Belki de yatağa uzanmış, neredeyse uykuya dalmak üzereydin; bir şeye güldün kendinle ilgili. Günü bitirmenin en iyi yolu.
Benim adım bu.
Ya da iyi bir şey yiyordun, bir an ne yediğini unuttun, yine de iyi bir şey olduğunun bilincinde yemeyi sürdürdün. 
Benim adım bu.
Belki de gece yarısı olmak üzereyken sobanın içindeki ateş bir çan gibi çaldı. 
Benim adım bu.
Ya da o kız sana gelip öyle dediğinde kendini iyi hissetmedin. Bir başkasına da söyleyebilirdi: onun sorunlarını daha iyi bilen birine.
Benim adım bu.
Belki de alabalıklar gölcükte yüzüyordu ama ırmak yalnızca sekiz santim enindeydi ve ay benÖLÜM üzerinde parlıyor, karpuz tarlaları ayışığında boyutları çarpılmış ışıldıyor, her yan karanlık ve sanki çevredeki tüm bitkilerden birden yükselmekte. 
Benim adım bu.
Şu Margaret keşke yakamı bıraksa. 

Pazartesi, Temmuz 7, 2014

mesafeler mi?
güldürmeyin beni. 
kalp birbiri için atıyorsa
martı olur ulaşır,
belki de güvercin.
-kalbin simgesi olsun bizimki de.

uzun yollar mı?
güldürmeyin beni.
en fazla birkaç uyku
sonrası mutluluk.

uykusuzluk mu?
yanımdaysa
seve seve. 

özlem mi?
işte bu kötü.
uzandığı yatağa dokunamamak kadar kötü.
yatağı toplayacakken ”toplama” diye
bağırmak kadar kötü. 
kalbini kırdığını fark ettiğinde
kırgın öpüşmeler kadar kötü. 

her neyse.
o şehir, buşehir fark etmez.
-karnındaki kalp atışında uyumak istiyorum. 

Cuma, Temmuz 4, 2014
Salı, Haziran 10, 2014

“Cehennem oyunu” – Tarık Demirkan

Durun, bayrak indirildi diye tepki göstermeden önce düşünün bir! 

bayrak-indirme

Şimdi her şeyi bir yana bırakarak düşünün.

Duygularınızı yatıştırın, sadece mantık yürütün.

Bir ülkede, yıllarca savaşın sürdüğü topraklarda, sıradan bir sivil, askeri bir garnizona girebilir mi?

Herkesin gözleri önünde bayrak direğine tırmanabilir mi?

Bu ülkede hemen herkesin dokunulmazlığı üzerine mutabakata vardığı bayrağı oradan indirebilir mi?

Haydi birileri buna cüret etti diyelim, ki elbette vardır bunu yapmak isteyenler, ama buna izin verirler mi?

Sözüm ona gençmiş, havaya uyarı ateşi açılmış! Haydi canım sen de!

Normal koşullarda o sivil, değil o kışlaya girip o bayrak direğine tırmandığında, o garnizonunun duvarına elini sürdüğünde üzerine ateş açılmaz mı?

Kim o bayrağı indirmeye cüret edebilir?

Kim o bayrağın indirilmesine müsaade edebilir?

Durun, tepki göstermeden önce düşünün bir;

O topraklarda çok daha masum girişimler için yüzlerce insan öldürüldü.

Dağlarda süren savaşı kastetmiyorum, şehirlerde sivillerin karşı karşıya kaldığı baskıyı hatırlayın.

O topraklar hala faili meçhul cinayetlerin mezarlarıyla dolu.

O topraklarda insanlar, kahvelerde resmi söylemi sorgulayan sohbetler ettikleri için evlerinden alındı, gece yarıları kurşuna dizildi.

O topraklarda çocuklar beygir sırtında sınırdan üç kuruşluk mal kaçırıyor diye dünyanın en modern uçaklarıyla bombalandı.

Durun, bayrak indirildi diye tepki göstermeden önce düşünün bir!

Bu kaçıncı provokasyon?

Bu ülkede bayrak indirerek, cami yakarak, Atatürk müzesi bombalatarak ne trajediler yaşandı.

Bu ülkede din kavgası, mezhep kavgası, dil kavgası, bayrak kavgası kışkırtılarak insanlar birbirine kırdırıldı.

Sırf, birilerinin lanet olası kasaları dolsun diye!

Sırf birileri yatak odalarında para sayma cihazlarıyla milyon dolarlarını istifleyebilsin diye!

Kedinin fareyle oynaması gibi, en kutsal değerlerinizle oynamalarına fırsat vermeyin!

Kameraların, objektiflerin önünde indirilen bayrak bu ülkeyi kardeş kanına boğmak isteyenlerin son oyunundan başka bir şey değil!

Gezi parkından, Lice’ye, ülkenin dört bir yanında aylardır atılan gaz fişekleri anlaşılan işe yaramıyor. Şimdi insanların üzerine gaz atılmıyor, insanlar gaza getirilmek isteniyor.

Demek ki bu ülkede onlar açısından bir şeyler yolunda gitmiyor.

Demek ki, artık daha büyük tezgâhların peşindeler.

Tezgâhlarına ortak olmayın!

Lütfen tarihe bir göz atın!

Bu ülkenin tarihinin bu tür cehennem oyunlarıyla dolu olduğunu görün!

Değerlerinize sahip çıkın elbette, ancak sizin değerleriniz üzerinden birileri siyasi rantını kurtarmak istiyorsa, bunun farkına varın.

Ve onlar için hiçbir değerin kutsal olmadığını da unutmayın.

Tek korkuları sizsiniz!

Bu cehennem oyununu bozmak sizin elinizde.

10 Haziran 2014

Pazar, Haziran 8, 2014

 merhaba ”okumayı sevenler”, ”amman uzun bu ya geçeyim”ciler, ”şunu da okuyup çıkayım” diyen güzel insanlar. merhaba. 

 size bir adamdan bahsetmek istiyorum. ”buşehir”den, o şehirden,şuradan ve buradan. genelde cebinde parası olmayan ama birine ihtiyaç olsa her şeyi yapıp yine bulan, en azından bulmaya çalışan garip bir şehirli adam. hep sağımdaki solumdaki iyi olsun üzülmesin diyen ya da sadece omuz olmayı seven bir adam. 

 her şeyin sonunda başkası tatmin olduktan sonra omzundan kafası kaldırılan bir adam. sarhoş olmayı önceleri ”hiçbir şey düşünmüyorsun çok iyi” deyip birkaç yıl geçtikten sonra ”olunca daha çok düşünüyorsun be abi” deyip yine de içen bir adam. 

 duygusallığını ne kadar gizlese de yine de belli eden, bir kadına tüm samimiyetiyle ”omzundaki çukurdan şarap içmek isterdim” deyip kahkahalı bir cevap bulmaya alışmış bir adam. 

bu şehir ya da o şehir. hepsi bu.

-hangi puşt bizi üzen? 

Cumartesi, Haziran 7, 2014

kucuk-seylerin-tanrisi:

Sessiz kalınan, üç maymunun oynandığı Şırnak’da 7 kişiden 3’ünün cansız bedeni çıkarıldı. Azar azar ölmek, görmemezlikten geleceğin anlamına gelmez. Sessiz kalma!

Cuma, Haziran 6, 2014

”Ayhan Işık – Sadri Alışık” Dostluğu

Resimler 1964 tarihli Perde Dergisi’nden. İki iyi dost olan Sadri Alışık ve Ayhan Işık, Kadıköy’de bir film setinde beraber çalışırlarken verilen arada bahçeye çıkıp kartopu oynuyorlar.

Ayhan Işık :“İşimiz dışında da çok zaman beraber oluruz. Hanımlarımızda birbirlerini tanır, görüşürler. En büyük zevkim, Sadri’yi tavlada mars etmektir.”

Sadri Alışık : “Genellikle filmlerde de tavla konusunda da onunla çatışıyoruz. Filmlerde jön olduğu için o beni alt ediyor ama hıncımı tavlada alıyorum.Çünkü tavlada ,kamera karşısında olduğu kadar usta bir oyuncu değil Ayhan….”

dipsahaf.

 
Sonraki sayfa